VAZİFE ADAMI
Dr. BEDRİ Ruhselman

Bu sayfalarda; Ruhçuluğun ne olduğunu, ne yapmak istediğini, öz yapısının hangi hakikatleri taşıdığını, dünya insanının ruhsal tekamülünün hızlanması için nelerin gerektiğini Türk toplumuna ve insanlığa anlatan, Türkiye’deki Yeni Ruhçu (Neospiritüalist) görüşün temellerini atan, bugün hızla yayılmakta olan ruh biliminin öncülüğünü 1946 yılında ülkemizde resmen başlatan, Işık bilginin büyük inisiyesi Dr. Bedri Ruhselman’dan ve Ruhçuluğun dünü ve bugününden söz edeceğiz.
Dr. Bedri Ruhselman’ın hayatını okurken, şu köhne dünyamızdan bir kuyruklu yıldız gibi kayıp geçen evrensel bir varlığın, dünya gezegenine realite üstü bilgileri indiren bir vazifelinin sade, mütevazı ama bir o kadar da bilgi dolu yaşamını öğrenme, inceleme ve üzerinde düşünme fırsatı bulacağız. O, bir öncü, bir vazife adamı, ruhsal planların güçlü bir üyesi, dünya tekamül öğretim kadrosu içinde aldığı vazifeyi noksansız ve en iyi şekilde tamamlayarak insanlığı aydınlatan yüce bir inisiyedir.

Dr. Bedri Ruhselman gibi kudretinin en üst basamağına ulaşabilmiş vazifeliler çok nadirdir. Bu kimselerin hayatları, bütün bir insanlık için büyük örnekler ve bilgilerle doludur. Onlar esasen herkesin malı, herkesin düşüncesi olan bilgi ve erdemin uygulayıcıları ve yayıcılarıdırlar.
Yaşayışı, çalışması, konuşması, ifadesi; evi, eşyası, kitapları; sohbeti, konferansı, öğüdü, tenkidi, ilmi; sevinci, neşesi, merhameti; kuvveti, azmi, iradesi, kudreti; özetle insan olarak sayılması mümkün olan bütün fiil ve erdemleriyle beraber, Dr. Bedri Ruhselman’ın şu köhne alemimizde çok olumlu, çok ibret verici, çok seçkin bir yeri olmuştur ve olagelmektedir.
Yüce Işığın doğuşu için vazife gönüllüsü olarak yeryüzüne inenlerin sayısı bilinmez. Her zaman, her yerde beşeriyetin şuurunu açmak, devrin gereklerine göre onların tekamül hızını artırmak, toplumların realitelerini yükseltmek üzere vazife gören varlıklar vardır. Onlar insanlığın ışık gönüllüleridir. Evrensel ışık gönüllüleri ne biter, ne tükenir, ne solar, ne de puslanır. Sadece vazifelerini her yer ve şartta sürdürürler. Bu tanrı erleri, bu inisiyeler; evrenin öğretmenleri, bilgeliğin şekle bürünmüş temsilcileridir. İşte vazife adamı Dr. Bedri Ruhselman da onlardan biridir.
Zaman, şimdiye kadar olduğu gibi onun lehine işlemekte, onun bilgisini haklı çıkartmakta, onun misyonunu genişletmektedir. Ülkemiz bu misyonun hareket noktası olmakla büyük bir sorumluluk altında bulunuyor. Yüzyıllardır özlenen saf hakikati, sembolsüz ve benzetmesiz açık bilgiyi insanlığa bırakıp giden Dr. Bedri Ruhselman, beşeri kimliğinin arkasına gizlenmiş bir bilgi habercisiydi, bize evrensel bilginin haberini getiren bir vazife adamıydı.
Türkiye’de ruh bilimiyle ilgilenenlerin ilk karşılaştığı ve hepsinin de yakından tanıdığı isim, Dr. Bedri Ruhselman’dır. Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nin kurucusu ve ilk başkanı olan Ruhselman için, otuz yıl boyunca derneğin başkanlığını yapan Ergün Arıkdal şunları söylüyor:
“Bilim dalları içinde en zor incelenen ve müspet sonuçlar çıkarılabilen, kuşkusuz, insan varlığının psişik alanıyla ilgili olanıdır. Böyle bir alan içinde büyük bir anlayışla ve uyumla çalışmak, yeni yeni açıklamalar bulmak, bu konularla az çok ilgilenen kişilerin bildiği gibi zordur. İşte Dr. Bedri Ruhselman, bu zorluğu mükemmelen aşıp, ardından çekip götüren seçkin bir zeka idi.”
Dr. Bedri Ruhselman’ın yaptığı bilimsel çalışmalar, ortaya koyduğu düşünceler kendi alanında çok ileriydi. Ruhselman, Avrupa’da Allan Kardec’le başlayan klasik Ruhçuluğun üstüne çıkarak, Neo-Spiritüalizm yani Yeni Ruhçuluk adıyla tanımladığı bir ekol yaratmıştır. 1946′lı yıllardan bu yana Batı’daki spiritüel bilgilerin son derece üstünde bilgilerin bu ülkede odaklanmasını sağlayarak hepimizi büyük bir sorumlulukla karşı karşıya getirmiştir.
Yeni Ruhçuluk adıyla tanımlanan bilgi yolu, insanlığı ışık bilgiye götürücü bir köprü vazifesi görmektedir. İnsana ve evrene ait her soruyu, bu bilgi yolunun geniş kapsamı içinde yanıtlamak mümkündür. Bireyi, doğayı ve evreni sentez halinde, bir tür “Birleşik Varlıklar Alanı” olarak açıklamak amacıyla binlerce yıldan beri çaba harcayan ve bunda da başarı sağlayan Ruhçuluk, dünya insanlığının evrene karşı yerine getireceği en büyük vazifenin hazırlayıcı bilgilerini içermektedir.
Metapsişik devri, dünya realitesinin ufkunda yeni yeni ışıldamaya başlayan “Birleştirici İnsanlık Realitesi”nin yaşanacağı devirden bir önceki devirdir. Onun önceden söylediklerini idrak edemeyenlerin idrak edecekleri zaman çok geç değildir.
Zaman enerjisinin gitgide yoğunlaştığı bu devrede “hızlanma” ve “tırmanış” da ivme kazanmaktadır. Son yirmi yılda alınan ürün, bir önceki elli yıla bedeldir ve bu değişimin hızına ayak uyduramayan ruhlar, savrulup realite dışı kalmak kaderini izleyen ruhlardır.
Herkesin kendi realitesini, inancını, fikirlerini iyi tanıması gereken günler büyük bir hızla ve sarsıcı olaylarla dolu olarak yaklaşıyor. Eskiyen bilgileri terk etmenin içsel burukluğunu duyamayanların, maddenin ezici baskısı altında çile çekmesi doğaldır. Dünyaya değişim ateşi atıldı. Onu atanlar, dünyayı sarıncaya kadar da bu ateşi koruyacaklardır. Herkes önündeki çanağın hep dışını temizliyor. Halbuki, dışı yaratan içi de yaratmıştır. Dış insan, iç insanın bir sonucudur.
Vazife ve hakikat inisiyesi Dr. Bedri Ruhselman, Ruhçuluğun, ruhu ve maddeyi şuurda birleştirdiğini göstermek, ruhsal bilgilerin insanı kozmik görevi için hazırladığını bildirmek ve bu dönüşü olmayan yazgıda, ışık bilgiye giden yolu gösterebilmek için beşeri olarak mütevazı ama ruhsal yönden muhteşem zenginliklerle ve bilgilerle dolu bir yaşam süresi içinde bizlerle birlikte oldu. Yaktığı bilgi meşalesiyle hep aramızda ve aramızda olmaya da devam edecektir. Bedri Ruhselman’ın dış kişiliği hakkında bilinenler, biyografik bir nitelikten öteye geçmez. Bu biyografik tanım ise, onun oluşturmaya çalıştığı yüksek realitenin değeri hakkında hüküm vermeye yetecek ölçüde değildir.
Dünyamız gibi bir gezegen, oraya bedenlenen varlığa evrenin bütün bilgisini ve ruhun bütün yeteneklerini tanıtacak durumda değildir. Her gezegen, belli bir eğitim ve öğretim kadrosuna bağlı olarak, kendine özgü bilgileri verecek kapasiteye sahiptir. Dünyamızda da, bu genel yasaya uygun şekilde, üzerindeki varlıkların eğitimi sürdürülmektedir. Bizim için hakikat asla mutlak olan tanrısal bilgi olamaz. Bizim için hakikat, dünya okulu kadrosunda, bu okulun öğretmek istediği temel bilgilere ulaşmaktır.
Dr. Bedri Ruhselman, dünya okulunun temel bilgilerini dünya bedeni ve idraki içinde anlayan ve hakikati bilen bir varlıktı. Onun davranışlarını, şahsiyetini, işini, ruhsal vazifesini inceleyip anlamaya çalışacak olanlar, onun bu özelliğini de dikkate almalıdırlar. Temel bilgileri, hakikatleri bilen bir insanın beşeri kimliğiyle tanınmaya çalışılması, incelenmesi, araştırılması, davranışlarından sonuçlar çıkarılması hatta eleştirilmesi kadar zor bir şey yok gibidir çünkü onların ruhsal kimlikleri ancak vazifelerinin sonuçlanmasıyla ortaya çıkar.
Yeryüzüne verilmiş olan tüm kadim bilgiler, devre sonlarından önce insanlığa, onların en dar zamanlarında yardım edecek bilginin verilmesi için, bir kuyruklu yıldız örneği gelip geçen varlıklardan söz eder. Bu varlıklar bazen bilinir, bazen bilinmezler. Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki, Ruhselman kisvesinde gelip geçen o yüce varlık da dünyamıza ait biri değil, Organizasyon Planlarının bir üyesi, yeni bir devrenin başlatıcısı idi. Bu büyük hakikatin de, o sağ iken anlaşılmasının gereği yoktu. Açtığı yol, bıraktığı derin ve ışıklı iz ve Yeni Ruhçuluğun her gün ilerleyen, yayılan bilgisi, onun ruhsal kimliğini bize yavaş yavaş daha iyi tanıtır oldu.
Son devre bilgisinden önce, insanlığın ulaşabileceği ya da ulaşma kaderinde olduğu en yüksek realitelerden biri, ülkemizde Dr. Bedri Ruhselman ‘ın temellerini atmış olduğu Ruhçuluk bilgisidir.
Evrensel zekalar, ruhsal bilgiler ışığı altında, dünya biçimlendiğinden bu yana belli bir tekamül sürecine bağlı olarak canlıları geliştiriyorlar. Ruhsal İdare Sistemi’nin kontrolünde olan dünya tekamülünde, her ne var ise ve her ne oluyor ise, ruhsal bir gözetim ve denetim altında, insanlığı yeni bir devreye, ışık bilgiye  hazırlamak için olmaktadır.
Şimdi de dilerseniz, ışık bilginin vazifedarlarından olan Bedri Ruhselman’ın beşeri anlamda sade ve mütevazı ama ruhsal anlamda bilgi, vazife ve hakikat dolu yaşam öyküsüne bir göz atalım:
Hayatı

Türkiye’deki metapsişik biliminin öncüsü olan Dr. Bedri Ruhselman, 1898 yılında, İstanbul’un Fındıklı semtinde, Setüstü’ndeki kendi evlerinde dünyaya geldi. Ruhselman ‘ın soy kütüğü, Kafkasya’da yaşayan Çerkezlerin Şapsığ koluna kadar uzanır. Babası, kıdemli yüzbaşı askeri cerrah Cemal Efendi, annesi ise Kastamonu kale kumandanı Binbaşı Hüsnü Efendi’nin kızı Safiye Hanım’dı. Ruhselman, anne ve baba tarafından asker kökenli bir aileden geliyordu.

Ailece, ilkokulu bitirinceye kadar İstanbul’da Fındıklı’da oturdular. İlkokula, Şemsi Mekatip’te başladı. Çocukluğunun ilk yılları İstanbul’un Fındıklı semtinde geçen Ruhselman, 1902 yılında babasının Çanakkale’ye tayin olması nedeniyle, ilk ve ortaokulu Çanakkale’de tamamladı.
Çocukluğunun ilk yıllarıyla ilgili bir geçmiş yaşamı hatırlama olayını, Dr. Bedri Ruhselman ‘ın bu yaşlardayken bir önceki yaşamını hatırladığını; onun Ruh ve Kainat adlı eserinin 944. Sayfasından, kendi üslubuyla aktarmak istiyoruz.
“Çocukluğumun hangi zamanında başladığını bilemediğim, 4-5 yaşıma kadar beni takip eden bu hatıranın o zamanki canlı tesirlerini hala az çok duyabiliyorum. Bazen bir çocuk merakı ile, bu hikayenin ne zaman meydana geldiğini anneme sorardım. O önce, bir rüya görmüş olduğumu düşünerek, bana baştan savma cevaplar vermekle yetinmişti. Fakat bilahare devam eden ısrarlarım karşısında, nedense bazı endişeler duymaya başlamış ve beni şiddetle tehdit ederek böyle şeyleri konuşmaktan menetmişti. Beş yaşından sonra bu hatıralar yavaş yavaş kuvvetini kaybetti ve geride, canlı sahneler yerine sönük ve silik birtakım klişeler kaldı. Bu hikaye aşağı yukarı şu idi: Ben yine bir çocuktum fakat başka bir çocuktum. Annem ve diğer 2-3 kardeşimle beraber (O tarihte yalnız bir kardeşim vardı!) bir seyahatte bulunuyoruz. Denizdeyiz ve bir kayığın içindeyiz. Yanımdaki annem ve kardeşlerim şimdikilere hiç benzemiyor. Büyük bir limandayız. Bu limanda bir manzara var ki, benim merakımı en çok uyaran da bu oluyor. Zira bu, mutat olarak gördüğüm şeylere benzemiyor fakat bana aynı zamanda çok yakın ve mutat görünüyor. Deniz üzerinde veya sahillerde büyük tesisata bağlı ve asılı duran terazi kefeleri gibi birtakım şeyler var ama bunların üzerinde silahlı adamlar duruyorlar ya da bazı şeyler yapıyorlar. Nihayet büyük makineler, kalabalık sahiller ve birçok görmediğim insan içinde hatıram bulanıyor ve siliniyor. Bu gördüğüm şeylerin hiçbiri, o zamanki alışılmış yaşamımda yoktu. Burası neresi idi, bu gördüğüm adamlar kimlerdi, ben buralara ne vakit gitmiştim? İşte o zamanlarda kafamı işgal eden meseleler bunlardı. Acaba bu, gerçekten bir rüyanın izlenimi miydi? Bu mümkündür, bir çocuk birçok rüya görebilir. Fakat gördüğüm rüyalardan hiçbirisi bende bu ölçüde içinde yaşanmışçasına canlı bir sahne izlenimi bırakmamıştı. Bununla beraber, eğer elimde yalnız bu sözünü ettiğim belirsiz ve her yoldan açıklanabilir şahsi çocukluk hatıramdan başka, daha kuvvetli ve müspet diğer çocuk hatırlamaları olmasaydı, yukarda yazdığım hikayeler üzerinde bir saniye bile durmak istemezdim. Fakat elimizde, yetkili bazı kişiler tarafından saptanmış öyle örnekler var ki, bunları inceledikten sonra, ‘gevezelik yapan’ veya ‘rüyalarını anlatan’ çocukların öyküleri karşısında uyanık olmamızın gerektiğini takdir etmekte gecikmeyiz.”
Ruhselman on yaşındayken, müziğe olan ilgisi nedeniyle alaturka keman dersleri almaya başlar. Keman derslerini veren hocası Kazım Efendi’ye göre, müziğe olan yeteneği çok fazladır.
On iki yaşındayken, kendisi için bir dönüm noktası oluşturacak kadar önemli bir şey olur. Ruhselman’ın eline Gayret Kitabevi’nin sahibi Mösyö Garbis’in “Cinlerle Muhabere (Haberleşme)” adlı küçük cep kitabı geçer ve onu gizlice okumaya başlar. “Gizlice okur,” diyoruz çünkü babası bu tür konularla ilgilenmesini kesinlikle istememektedir. Ama meraklı küçük Ruhselman, tavan arasında kendi kendine ufak celse denemeleri yapmaya başlamıştır bile. Hatta bir gün, okuduğu kitaplardan birinde, ölen insanların kabir azabı yaşadıkları bir dönemin olduğunu ve imamın mezar başında talkın vermesinden sonra bazı olayların ortaya çıktığının yazılı olduğu bir bölüme rastlar. Bu konu onun son derece ilgisini çeker. İşin gerçeğini anlamak için bir cenazenin peşine takılır, kabristana gider ve orada sabahlar. Anlatılanların aslını öğrenmek isteği, 10-12 yaşındaki Ruhselman’ın korkularını bile yenmiştir. Ruhsal olaylara olan ilgisi böylelikle başlamış olur.
Bedri Ruhselman 15 yaşına geldiğinde, bu kez babasının ve onun bazı arkadaşlarının yanında, ilk celse deneyini yapar. Kendisinin belirttiğine göre, bu celsede bir savaşın çıkacağı söylenir. Nitekim 1914′te, Birinci Dünya Savaşı patlak verir. Bu nedenle ailesi, Ruhselman’ı bir denizaltı ile İstanbul’a yollar. Bundan böyle lise öğrenimine Kabataş Lisesi’nde devam edecektir.
Ruhselman lise eğitimi sırasında aynı zamanda keman dersleri de almaktadır. Hocası ise, o dönemde İstanbul’da bulunan üstat kemancı Bay Braun’dur. Ruhselman keman alanında o kadar ustalaşmıştır ki, hocası bazı prenslere Ruhselman’dan ders almaları için referanslar verir.
1916 yılında Kabataş Lisesi’ni bitirdikten sonra Tıbbiye’ye girer. Ailesi de İstanbul’a gelmiştir. Ruhselman’ın eline o dönemlerde, “Hakikat-ı Muhammediye” adlı bir kitap geçer. Bu kitapta tüm ayrıntılarıyla cennet anlatılmaktadır. Cennete kimlerin gireceği belirtilmekte, en üst sırayı da şehit olanların alacağı vurgulanmaktadır. Genç Ruhselman bu kitaptan o kadar çok etkilenir ki, o sıralarda devam eden Çanakkale Savaşına katılmaya karar verir. Hemen askerlik şubesine gider, kaydolur ve bunu kimseye söylemez. Ertesi gün büyük bir gönül rahatlığı içinde, Bab-ı Ali yokuşundan inerken, bir kahvenin önündeki tahta sedirde oturmuş bir adamın gazete okuduğunu görür. Tam adamın önünden geçerken, rüzgarın etkisiyle gazetenin sayfası döner ve arka sayfadaki bir ilan gözüne çarpar. Bu dikkat çekici ilanda, Aksaray semtinde bulunan bir falcının, geleceği okuduğu belirtilmektedir.
Bu tür esrarengiz konulara zaten meraklı olan Ruhselman, bu falcıya giderek geleceğini öğrenmeye karar verir. Savaşa gidip şehit olmayı amaçlayan Ruhselman, muhtemelen falcıdan bunun olup olmayacağını öğrenmek istemektedir. Aksaray’a falcının yanına gider, onu bir odaya alırlar. Saatlerce bekler; ne gelen vardır, ne de giden. Neden sonra çok yaşlı, sakallı, titrek bir ihtiyar, değneğine dayana dayana gelir, karşısında durur ve Ruhselman’ı görür görmez yarı trans durumunda bağırmaya başlar: “Cerrahın oğlu, cerrahın oğlu, ne cenneti? Deli misin sen? Cennete gideceğin yok. Sen bu işten vazgeç ve eğitimini tamamla. Haydi kalk, yıkıl karşımdan.”
Anlattığına göre, Ruhselman o anda bir korkuya kapılır. Küçük bir çocuk olarak, büyük bir moral bozukluğu ve düş kırıklığı içinde oradan ayrılır ve yolda düşünmeye başlar. Bu falcı adam babasının işini, kendisinin öğrenci olduğunu, askere yazıldığını ve cennete gitmeyi düşündüğünü bir anda söylemiştir. Heyecan içinde fırlar, olup biteni kavramıştır, eve gelir. Durumu ailesine anlatır. Evde bir telaş başlar çünkü  biraz sonra saat dokuz olacak ve Ruhselman ‘ın gidip askerlik şubesine teslim olması gerekecektir.
Bedri Ruhselman’ın yüzbaşı olan dayısı onu alır ve o sıralarda subayların gelip gittiği, Sirkeci’deki Meserret Kahvehanesine götürür. Oradaki birkaç subayla birlikte, ne yapabilecekleri konusunda konuşmaya başlarlar. Masada bu tartışma sürerken, ilginç bir olay olur. Yan masada oturan bir subay konuşmaları duymuştur. Masaya dönerek ne olduğunu sorar. Dayısı olan biteni anlatır ve çaresiz kaldıklarını söyler. Çakmak mavisi gözleriyle bunları sessizce dinleyen subay başını sallar ve genç Ruhselman’a dönerek şunları söyler:
“Oğlum, duyguların çok güzel. Vatan için ölmek şereftir ama sen çok gençsin ve okuyorsun. Evet, milletimizin askere ihtiyacı var ama okumuş insana daha çok ihtiyacımız var. Savaşta insan bir kere ölür ama okumuş bir insan yaşayarak, vatanına her gün hizmet eder. Sen de eğitimini tamamla ve milletine bu yolda hizmet et!” Sonra cebinden bir kart çıkarır. Üzerine bir şeyler yazar ve “Bunu Savaş Bakanlığındaki şu şahsa verin ve bu çocuğun adını sildirin” der. Dayı ve yeğen sevinçle kartı alırlar. Kartın üzerinde şu isim yazmaktadır: Miralay Mustafa Kemal. Tüm yakınlarına sonradan anlattığına göre, bu olay Ruhselman’ı çok etkileyecektir.
1920 yılında Ruhselman, Tıp Fakültesinin dördüncü sınıfındadır. Bu arada da keman dersleri devam etmektedir. Özellikle Adli Tıp hocası Saim Ali Bey, onun müzikteki başarısını çok desteklemektedir. Müzik sevgisi daha ağır bastığı için, Ruhselman Tıbbiyeyi bırakmaya karar verir. Hedefi, Avrupa’da müzik eğitimi görmektir. Ancak bunun için para gereklidir. Sonunda o da bulunur. O dönemin geleneklerine göre, Kadıköy Bostancı’da oturan Mısırlı bir prenses, Ruhselman’ı himayesine alır ve ona mali yardımı sağlar.
Dr. Bedri Ruhselman 1920′de Prag’tadır. Konservatuarı bitirdikten sonra, “Meister Schule”nin yani Virtüöz Okulunun sınavlarına girer ve çok zor olan bu sınavı vermeyi başarır. Son sınıfın ikinci yarısına kadar bu okula devam eder. Gayet parlak derecelerle ilerleyerek, keman dalında virtüözlük derecesine yükselir.
Bedri Ruhselman, Prag’daki müzik eğitimi sırasında tanıştığı bir kişiden, Ruhçuluk konusundaki ilk bilgilerini alır. Bu eğitimin yanı sıra, metapsişik araştırmalara da başlar. Fransızca, Almanca ve biraz da İngilizce bilmenin verdiği avantajla, teorik Ruhçuluğu dünya literatüründen çok iyi izleyebilmektedir. Allan Kardec, Gustave Geley, Charles Richet, Leon Denis gibi klasik Ruhçuluğun öncülerinin yazmış olduğu ciddi eserleri iyice inceler. Ruhselman kitaplardan okuduklarını uygulayarak ipnotizmi öğrenir.
Bu arada, kendisine mali destek sağlayan prensesin maddi durumu bozulur. Bu yüzden virtüözlük sınavlarına giremeden, Türkiye’ye dönmek zorunda kalır. Cumhuriyetin ilanının ilk yıllarıdır.
Türkiye’ye dönen Ruhselman, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde müzik öğretmenliği yapar. Bu dönem, 1926 ile 1935 yıllarını kapsar. Sonunda, yarıda bırakmış olduğu Tıp Fakültesine yeniden girer. Eğitimine ikinci sınıftan başlar. Bedri Ruhselman’ın, çok sevdiği müziği 1934 yılında bırakarak, çalışmalarının tüm ağırlığını spiritüel araştırmalara yöneltmesine neden olan oldukça ilginç bir olay vardır:
Ruhselman son konserini İzmir Erkek Muallim Mektebi’nde vermiştir. Paganini’nin “Şeytan Trilleri” adlı eserini çalarken, eserin ortasına doğru dinleyicilerden birinin çocuğunun elindeki balon havaya uçar. Bütün dinleyiciler konseri dinlemeyi bırakıp, büyük bir merakla balonu izlemeye başlarlar. Bu olay üzerine Ruhselman eseri yarıda bırakarak salonu terk eder ve kemanını dolabının en üst gözüne yerleştirerek, bir daha konser vermeme kararı alır. Bu olaydan sonra müzik çalışmalarından soğuyarak spiritüalizme döner ve Tıbbiye’ye tekrar girerek, kaldığı yerden tıp öğrenimine başlar. Üniversiteden mezun olduktan sonra, Profesör Frank’ın yanında uzmanlık eğitimi görür ve dahiliye uzmanı olur. Ardından İzmir’de bir muayenehane açar.
Dr. Bedri Ruhselman bu arada spiritüel araştırmalara da devam etmektedir. Teorik Ruhçuluğu çok iyi sentezleyen Ruhselman, artık uygulamalı çalışmalara geçmiştir. Ruhsal alemden ilk yüksek bilgileri, 1936 yılında ünlü müzikolog Hüseyin Sadettin Arel’in medyomluğu aracılığıyla almaya başlar. Kendisini “Üstad” adıyla tanıtan bedensiz varlık, bu celselerde oldukça yüksek bilgiler aktarmıştır. Yine bu celselerde ifade edildiğine göre, bu kadar yüksek bir ruhsal ortam ile doğrudan doğruya temas dünya üzerinde ilk kez gerçekleştirilmiştir. Bu yüksek bilgilerle, Dr. Bedri Ruhselman’ın gelecekteki bilgi çalışmalarının temelleri çok sağlam bir şekilde atılmaya başlanmıştır. 20 celse süren bir bilgi bağlantısından sonra, Üstad adlı bedensiz varlık şöyle diyecektir: “Bu irtibatın devamı, sizin ölçülerinize göre uzunca bir zaman sonra olacaktır.” Bu uzun zaman ise tam 11 yıl sürer. Bu süre içinde Dr. Ruhselman, verilmiş bilgilerin sentezini yapacaktır. Gerçekten de alınan bilgiler çok değerli olmuş ve Yeni Ruhçuluğun doğmasına zemin hazırlamıştır.
Dr. Bedri Ruhselman bir süre Bakırköy Akıl Hastanesi’nde çalışır ve incelemeler yapar. Doktorluğa başladıktan sonra da Fener adlı bir dergide yazıları yayınlanır. “Yükseltici bilgiler ve sanatlardan bahseden aylık mecmua” olarak ifade edilen bu dergi, Mart 1938′de yayın hayatına başlar. Ancak parasal sorunlar yüzünden 1938 Ağustos’unda, yani altıncı sayısında kapanır.
Dr. Ruhselman 1940-41 yıllarında, yedek yüzbaşı rütbesiyle doktor olarak askerliğini yapar. Askerlikten sonra, spiritüalizmle ilgili çalışmalara yine devam eder. Bu arada Afganistan, Türkiye’den doktor istemektedir. Dr. Bedri Ruhselman  birkaç doktorla birlikte, 1943 Mart’ında Afganistan’a gider. Doktorlar arasında, ilk Türk spiritüalistlerinden olan Dr. Sevil Akay da vardır.
Dr. Ruhselman Kabil’deki Rıfkı Sanatoryumu’nda üç yıl süreyle başhekimlik görevini yürütür. Bu ülkede çalışırken, bir ara Hindistan’a gidip orada kalma girişiminde bulunur. Fakat İngilizler bunu kabul etmez. Afganistan’da geçen bu üç yıl içinde deneysel çalışmalarını sürdüren Ruhselman aynı zamanda üç ciltlik Ruh ve Kainat adlı kitabını da tamamlamaya çalışır.
1946′da yurda dönen Dr. Ruhselman, bu çok önemli eserini yayınlar. Bu kitabıyla ülkemizde, Ruhçuluğun ve metapsişik biliminin tanınmasına olanak sağlamıştır. Bu ve bunu izleyecek yayınlarına, “Neo-Spiritüalizm” adını vererek, bu alanda yeni bir ekol kurar.
Ruh ve Kainat adlı kitabında bütün ruhsal konular ele alınmıştır. Ayrıca klasik Ruhçuluktaki görüşlerle, “Üstad” celselerinin yüksek bilgileri karşılaştırılmıştır. İnsan, ruh, ötealem, tekamül, vicdan, kader gibi önemli konular hakkında bilgiler verilmektedir. Tekrardoğuş konusu bilimsel açıklama ve örneklerle ortaya konmuştur. Bu eser ülkemizde bu alanda yayınlanan ilk bilimsel ve ciddi yayındır.
Dr. Bedri Ruhselman 1947′de yine İzmir’de doktorluk mesleğini sürdürmektedir. Bir celse grubu kurarak ruhsal bağlantılara başlar; bir yandan İstanbul’da bulunan grupla da bağlantıyı devam ettirir. Bu arada İzmir’de, ona muayenehanesini kapattıran bir olay yaşar. Müziği bırakmaya bir anda karar veren büyük vazifeli Ruhselman, muayenehane sahibi olmayı da uzun süre yürütemeyecektir. Afganistan dönüşünde açtığı muayenehanesini, yine kendi asil karakterine uygun bir kararla kapatacaktır. Onun muayenehanesini kapatmasına neden olan olay, hekim olarak yüklendiği sorumluluk anlayışına ve Hipokrat yeminine uygun şekilde gerçekleşmiştir.
Dr. Ruhselman bir hastayı ele aldığı zaman, tedavi sonuçlanıncaya kadar, günün 24 saatinde kendisini hastasından sorumlu addederdi. Hekim olarak onu izlerken, sanki Hipokrat yeminini az önce yapmış birine rastlamış gibi olurdunuz ya da bu yeminin, ateşten harflerle benliğine yazılmış olduğunu hissederdiniz. Tavsiyeleri ihmal edildiğinde hastasından çok üzülür ve hemen, “Eğer kendi sağlığınızla ilgili ihmaliniz devam ediyorsa, hekiminizi kaybetme tehlikeniz çok yüksek.” diye uyarıda bulunurdu.
Bir de vizite ücreti konusundan çok rahatsız olurdu. Böyle bir öneriden adeta ödü kopar, böyle bir rica veya empozisyonla karşılaştığı zaman sıkılır ve bu sıkıntısını da hafif bir hırçınlıkla örtmeye çalışırdı. Ücret karşılığı hasta bakmaktan hep çok rahatsız olur, ücret almayı hiç içine sindiremezdi.
Dr. Bedri Ruhselman’ın doktorluğu bırakmasına neden olan birden fazla olumsuz olay olduğu biliniyor. Ama bunlardan bir tanesinin, bardağı taşıran son damla olduğunu tüm yakınları söylüyor. Yeğeni Şahap Ruhselman olayı şöyle anlatıyor:
“Bir gün muayenehanesinde oturuyorduk. Bir hasta geldi, elinde bir kart vardı. Kartı Bedri Bey’e uzattı, Bedri Bey de alıp okudu. Kartın üzerindeki yazı eski türkçeydi. Okudukça yüzü önce bembeyaz, sonra kıpkırmızı oldu. Ben olup bitene bir türlü anlam veremedim ve neler oluyor diye, dikkatle izlemeye başladım. Hastayı iyice muayene etti ve ‘Sende gizli sıtma var, sana şimdi kinin yazacağım; bunun ya hapını yut ya da sağlık ocağında iğnesini yaptır. Kısa zamanda sapasağlam olur, sağlığına kavuşursun. Hiç merak etme, ciddi bir şeyin yok.’ dedi. Adamcağız, ‘Aman doktorcuğum, Allah senden razı olsun.’ diyerek ellerine sarıldı ve derdini anlattı: ‘Ben yıllardır Aydın’la İzmir arasında gidip geliyorum. Bana büyük bir hastalığım olduğu ve bir türlü anlaşılamadığı söylendi. Siz gizli sıtma diyorsunuz, sakın bir yanlışlık olmasın.’
Dr. Ruhselman, ‘Madem inanmıyorsun, sen git bildiğin gibi tedavine devam et ama bana kalırsa, sen hasta filan değilsin, şu kininleri al, hiçbir şeyin kalmaz.’ dedi. Hastayı gönderdikten sonra da büyük bir üzüntü içinde bana kartı okudu. Kartta şunlar yazılıydı: ‘Aziz kardeşim Bedri. Gönderdiğim hasta Aydın’ın eşrafındandır. Ben senelerdir bu hastayı tedavi ediyorum, şimdi sana gönderdim. Sen lüzum göster, yine bana gelsin. Ben onun filmlerini çekeceğim ve böylelikle de geçimimi sağlamış olacağım!’ ”
Bu olay üzerine Ruhselman kesin kararını verir, “Ben bu insanlar arasında, bu şartlar altında doktorluk yapamam, öteki çalışmalarıma ağırlık vereceğim.” der ve muayenehaneyi kapatarak İstanbul’a gider.
Artık Dr. Ruhselman, bilgi çalışmalarına daha fazla zaman ayırmak istemektedir. Bu nedenle maaş karşılığı çalışabileceği bir iş aramaya başlamıştır ve böyle bir imkan da eline geçer. Akdeniz’de, Marsilya hattında çalışan Ankara yolcu gemisinde doktorluk yapmaya başlar. Böylece, odasında yoğun bilgi çalışmaları için zaman bulur.
1947-1954 arasındaki dönem, en yoğun celse çalışmalarının yapıldığı dönemdir. Ruhselman  kendisini tamamen ruhsal araştırmalara yöneltmiştir artık. 1948 yılında Ankara’daki ve İstanbul’daki üniversitelerde Ruhçuluk üzerine dizi konferanslar verir. Büyük bir bölümü celse çalışmalarından oluşan Ruhlar Arasında adlı kitabını 1950′de yayınlar.
Dr. Bedri Ruhselman, en büyük amacını gerçekleştirmek üzere bir dernek kurmayı hedeflemektedir. Bu nedenle, Taksim Sıraselviler’de, Billurcu Çıkmazı’nda bulunan harap bir yeri düzenleyerek kullanmaya başlar. Resmi olarak da, 30 Mart 1950′de Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’ni kurar. Kurucuları; Dr. Bedri Ruhselman, Dr. Sevil Akay, avukat Suat Plevne, Muammer Bayurgil ve Nurettin Özmen’dir.
Dr. Bedri Ruhselman 1951′de Allah adlı kitabını yayınlar. Aynı anda o sıralarda Ankara’da yayınlanan “İç Varlık” adlı dergiye yazılar yazmaktadır. Yine bu dönemde Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği, Uluslararası Spiritüalizm Ruhçuluk Federasyonu’na üye kabul edilir. Aynı yıl Stockholm’de Uluslararası Spiritüalizm Kongresi yapılmaktadır. Dr. Ruhselman bu kongreye, “Medyomluğun ve Ruhların Dünyamızdakilerle Görüşme ve Münasebetlerinin Neo-Spiritüalizma Görüşü ile İlmi İzahı” başlıklı 61 sayfalık bir rapor sunar. Böylece kongreye katılan 15 ulusun yanında Türk bayrağı da yer almıştır. Bu rapor ayrıca dünyadaki çeşitli ruhçu merkezlere dağıtılmış ve yankılar uyandırmıştır. Dr. Bedri Ruhselman’a, Londra’daki Uluslararası Spiritüalizm Federasyonu Başkanı Hitchcock’tan, hayranlık dolu bir mektup gelir. Bu rapor aynı zamanda,  Medyomluk  adıyla Türkçe olarak da yayınlanmıştır. Ruhselman 1952′de Ruh ve Kainat  adlı bir dergi yayınlamaya başlar. Ancak dergi maddi imkansızlıklar sebebiyle 18 sayı sonra kapanmak zorunda kalır. 1953′te de  Mukadderat ve İcabat  adlı kitabını çıkarır.
Yapılan celse çalışmalarında oldukça ilginç bilgiler elde edilmektedir; geleceğe ait kehanetler bunlara örnektir. 1953 yılı, Nisan ayının birinci gününde, Sirkeci Yedinci Noterliği’nde resmen tescil edilen bir ruhsal tebliğde şöyle denmektedir:
“Türkiye böyle bir arızaya uğrayacaktır. O kaviste, (Burada Mersin körfezinden başlayarak, takriben Seyhan nehri yatağını takip eden kavis kastediliyor.) denizin içeri çekilmesi olacak.”
Nitekim bu kehanet, 1966 yılının 13 Martında gerçekleşir. Söylenen bölgede deniz 31 metre çekilir. Antalya’da ise 2 metre alçalmıştır. O tarihteki gazeteler bunu “görülmemiş olay” başlığıyla manşetten vermişlerdir. Böylece 1953 yılında ruhsal kanalla alınan kehanet, 13 yıl sonra gerçekleşmiştir.
Dr. Ruhselman’ın bu dönemdeki çalışmaları ve yönlendirmeleri tipik bir idealist insanın örgütleyici hareketlerine benzer. Yazılarını yayınlatmaya çalışır, broşürler bastırır, sokaklarda dağıttırır. Amacı, ruhsal bilgileri daha geniş kitlelere ulaştırabilmektir.
Dr. Ruhselman aralıksız çalışmalarıyla aldığı bilgileri tamamen hazmettikten, onları kendi yaşamında uyguladıktan sonra, başka varlıklardan yeni bilgiler almaya başlar. Bu varlıklardan başlıcaları, kendilerini, “Kadri”, “Mustafa Molla”, “Şihap”, “Kemal Yolcusu” gibi adlarla tanıtmışlardır. Bu bilgilerle büyük mesafeler kateden Ruhselman, “Rehber” adlı varlığın celseleriyle ikinci büyük faaliyetine başlamıştır. Bu celselerden sonra, 1957 yılına kadar üç yıllık bir ara döneme girilir.
9 Aralık 1958 tarihinde yine bir kehanet tebliği alınmıştır. Dr. Bedri Ruhselman’ın operatörlüğünü yaptığı celse notere onaylatılmıştır. Bu kehanet,Türkiye’nin belirli yerlerinde meydana gelecek sel felaketlerini 50 gün öncesinden haber vermektedir. Ve olaylar aynen gerçekleşmiştir.
Ruhsal bilgi çalışmaları artık yepyeni bir yoğunluğa girmiştir. Bu nedenle Dr. Bedri Ruhselman, 1957 yılında görevi genç arkadaşlarına teslim eder ve Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nden  ayrılır. Kasım ayında “Meşale” adlı varlığın celseleriyle yeniden bilgi alınmaya başlanır.
Ruhselman’ın bu yoğun çalışmalarını gerçekleştirdiği evi gayet mütevazı idi; küçük bir salon, onun yanında bir oda ve küçük bir mutfaktan ibaretti. Odasında bir gardrop ve seyyar bir yatak vardı, salonu ise kitaplarla doluydu. Çalışma masasının üzerine gelen kısmın tavanında, iplerle ucu duvardan duvara tutturulmuş beyaz bir bez geriliydi. Bu bez, kömür ve odun sobası beraber yandığı için oluşan bazı ufak kömür-odun kurumlarının kendisinin üzerine dökülmesine engel olurdu.
Bütün bu yorucu çalışmalar sonucu, Dr. Ruhselman 1958 Haziranında bir kalp krizi geçirir. İki ay süreyle Cenova’da tedavi görür. Gemi doktorluğunu bırakmıştır artık. Türkiye’ye döndükten sonra, düzenli bir yaşam sürmesi gerekirken, aksine çok ağır bir tempo ile çalışmalarını sürdürür.
“Meşale” celselerinden sonra, kendisini “Önder” adıyla tanıtan daha yüksek bir varlıktan bilgiler verilmeye başlanır. Bu son varlık, bütün bilgilerin toparlanmasına, anlamlandırılmasına imkan hazırlamış ve o zaman, dünyaya böyle aralıklarla verilen bilgilerin tam bir düzen içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Dr. Bedri Ruhselman’ın ise, ilahi bir vazifeye hazırlandığı daha iyi anlaşılmıştır.
“Önder” adlı bu varlığın denetimi altında, bir kitap yazdırılmaya başlanır. Tarih 1958 Eylül’üdür. Bu çalışma 1959 Ağustos’unda son bulur. Ruhselman’a, o güne kadar verilmiş olan bütün bilgilerin vardığı en yüksek realitede bir çalışmadır bu. Kendisine verilen bu büyük bilgileri derleme vazifesi sırasında, 3-4 ay süreyle, günde 20 saat çalışmış, sadece 4 saat uyumuştur.
Dr. Bedri Ruhselman’ın dünyaya gelişinin gerçek hedefi, hayatının son yılı içindeki çalışmalarını oluşturan, bu bilgilerdir. Derlemiş olduğu bu bilgiler için, “Bu, hiçbir zaman benim eserim değil, Yukarı’nın eseridir.” demiştir fakat mutlaka ki, dünya gezegenini en sondaki hedefine ulaştırmak üzere verilmiş olan bu yüce, evrensel bilgilerin alınması için, bir Bedri Ruhselman olmak gerekmektedir.
Dr. Bedri Ruhselman, dünya planına enkarne olmuş bütün varlıkların görüp gözeticisi, eğiticisi olan ruhsal planın temel vazifelisidir ve vazifesini de kusursuz bir şekilde yerine getirmiştir.
Dr. Ruhselman son altı ayını İngilizce okuyarak, müzik dinleyerek geçirmiş ve kendisine ötealemden bildirilen ölümünü beklemiştir. Kalp rahatsızlığı da iyice ilerlemiştir artık. 1960’ın Şubatında, bu dünyadaki büyük vazifesi için kullanmış olduğu bedeninden ayrılır.
Son beşeri kimliğiyle, Dr. Bedri Ruhselman olarak yaşayan bu büyük vazifeli varlığın derlemiş olduğu bilgiler, bilinen tabiriyle Bilgi Kitabı’nı oluşturmuştur. Bu kitap dünyamızı, üzerinde yaşayan tüm varlıklarıyla birlikte, büyük bir realite sıçraması yaptıracak bir güce ve enerjiye sahiptir. Evrensel boyutlarda değişime yol açacak olan bu kitap koruma altındadır ve zamanı gelince de insanlığa sunulacaktır.
Dünya tekamül öğretim kadrosu içinde aldığı kutsal vazifesini, noksansız ve en iyi şekilde yerine getirerek, büyük inisiyelerin çağlar boyu sürdürdükleri vazife halkalarından birini de Türkiye’de tamamlayan, Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nin kurucusu ve Türkiye’deki metapsişik biliminin öncüsü Dr. Bedri Ruhselman, her şeyden önce bilgi, hakikat ve vazife insanıydı. O ilme, ilkelere, hakikati araştırmaya; doğruluğa, fazilete, erdeme büyük önem verir ve bu konudaki görüşlerini şöyle belirtirdi:
“İyiliğin ve dürüstlüğün yitirildiği bir ortamda, gerçek sanat ve fazilet gelişemez. Pisagor teoremini ezberlemekle, kimse insan olmayı öğrenmemiştir. Bir insana gelişimi için nefes kadar vazgeçilmez şekilde lazım olan şey, önce yüksek insani değerlerdir. Diğer her şey ondan sonra gelir. Sağlam ahlakın olmadığı yerde, bilim de yozlaşır.”
Dr. Bedri Ruhselman, insanları seven, neşeli, çekingen, çalışkan, arkadaş canlısı, azimli, ilkelerine bağlı, kibar, yardımsever, yasalara son derece bağlı; eline aldığı bir konuyu çok iyi inceleyip, mantık süzgecinden geçirip sonuca varmadan bırakmayan, üstünkörü iş yapmayı sevmeyen, kendisine verilen görevi ne olursa olsun en iyi şekilde yapmaya çalışan, yapmadığı zaman son derece üzülen; eşyaya, gösterişe önem vermeyen; ruhsal çalışmaların dışında son derece toleranslı, Tanrı sevgisiyle dolu olan bir kişiliğe sahipti. İnsanlarla olan ilişkileri son derece yumuşaktı. Karşısındaki insanlara son derece saygılı ve içten davranırdı. Çok zeki ve uyanık bir insandı. Kendisine anlatılanları büyük bir dikkatle dinler, yerinde ve inandırıcı cevaplar verirdi. Doğruluğuna inandığı konuları taviz vermeden savunurdu. Çok nazik, samimi ve mütevazı bir insandı; neşeli ve hoşgörülüydü. Herkesle herkes olmasını bilir, hiçbir zaman üstünlük iddiasında bulunmazdı. Ruhsal çalışmalar sırasında ise çok titiz, çok disiplinli, katiyen taviz vermeyen bir anlayışla çalışır, karşısındaki insanlardan da aynı ciddiyeti, dikkati ve özeni göstermelerini isterdi.
Ruhsal irtibatlar sırasında son derece şüpheci ve titiz davranırdı. Gelen varlığın bilgisinden emin oluncaya kadar sorular sorar, bilgisine güven duyduktan sonra irtibata geçer ve celse yapardı. O, hem faziletli bir bilim adamı, hem de eşsiz bir metapsişikçiydi. Hayatının her anı bir bilgiye, idrake ve ilkeye bağlıydı.
Bedri RUHSELMAN – İlkeleri
Bildiği, inandığı, kabul ettiği, sistemleştirdiği her fikrin ve bilginin fiil halinde ortaya çıkışında, daima ve daima ilkeleri kullanırdı. Yani şaşmaz temel hakikatleri kendisine rehber edinmişti. Zaten ilkelere tam anlamıyla uyularak vazifenin yerine getirilişi konusunda, en küçük bir sapmaya bile hoşgörü göstermemesi, ancak böyle bir hali yaşamasıyla mümkün olabilirdi.
Dr. Bedri Ruhselman’ın vazife anlayışı çok kapsamlıydı. Vazife konusunda çok titiz davranırdı. Yaşayan her varlığın bir vazifesi olduğunu savunur ve vazifenin bir ahlak anlayışı olduğunu herkese öğretmek isterdi. Vazife onun için kutsaldı. Vazifenin en kısa tanımını şu şekilde yapmıştı:
“Fiillerin ve hareketlerin amacı vazifedir. Yani insan hangi durumda olursa olsun, ne yaparsa yapsın vazifesini yapmaktadır. İster farkına varsın, ister varmasın, her varlık Hizmet ve Vazife Kanunu’nun gereğini yerine getirmektedir. Bir böcek bedenini yöneten varlık da vazifesini yapar. Bir gezegeni yöneten varlık sistemi de. Ancak içinde bulundukları şartlara ve şuur kapasitelerini kullanma gücüne göre, biri içgüdüsel ve otomatik tarzda vazifesini yapmaktadır, diğeri ise şuurlu bir tarzda.”
Tüm yaşamı ve eserleri insanlığa rehber olan Dr. Ruhselman, İlahi İrade Yasaları’na eserlerinde geniş yer vermiştir. İlahi İrade Yasaları hakkında özetle söyledikleri şunlardır:
“İlahi İrade Yasaları hiçbir tesir, hiçbir hareket ve hiçbir kuvvet ile yönünden kıl kadar bile şaşmaz. İlahi İrade Yasaları’nın kapsamı, evren kavramını da her yönden aşmak ilkesini içerir çünkü evren ancak bu yasaların gerekleriyle ayakta durabilmektedir.
İlahi İrade Yasaları; insanların yasaları gibi, belirli zamanların toplumsal zorunluluklarına bağlı anlayışlardan doğan bir ruh durumunun ifadesi değildir. Onlar, evrenin ezelden ebede kadar oluşunu, bu oluş halinin sonsuz şartlarını ve bu şartların birbiriyle olan ilişkilerini belirleyen ve saptayan hükümleri içerir. İlahi İrade Yasaları’nın gereklerine uygunluk göstermek, her varlık ve bütün evren için bir zorunluluk olduğu kadar, bir kaderdir de. Bu gerçeğin başka bir dille ifadesi de şudur: Evrende her olmuş bulunan şey, kesinlikle, kendisinden evvel var olan başka bir hareketin zorunlu olan sonuçlarından birisidir çünkü hiçbir şey, hiçbir hareket İlahi İrade Yasaları’nın gereklerinden kendisini kurtaramaz ve bütün gerçekleşme imkanları ancak bu gerekler içinde akar gider. Her düşünen, duyan ve görebilen ciddi bir gözlemci evrende bulunan olayların hiçbirisinin insana anlamsız ve yersiz bir fikri telkin edici içerikte olmadığını, aksine bunun bütünüyle zıddının her olayda, en kör olanın bile gözüne batacak kadar belirdiğini söylemekte bir an bile kararsızlık göstermez.
İlahi İrade Yasaları; gerekleri hiçbir zaman değişmeyen, hiçbir etki altında şaşmayan ve bu sayede evrenin düzen ve uyumunu sağlayan ilahi yaptırımlardır. Varlıkların iradeleri ise, bu yasaların herhangi birinden belirli şartlar altında yararlanmak özgürlüğüne tam anlamıyla sahiptir. Benzer şekilde, bir doğa yasasının yine belirli şartlar altında kullanılması, onun, belirli sonuçlarından biriyle karşılaşılmasını zorunlu bir sonuç haline getirir.
İlahi İrade Yasaları’nın belirtilerinden olan düzen ve kuralların birisine ya da ötekine uymak, varlıkların bütünüyle kendi durum ve yeteneklerine ait bir iştir. Dışarıdan hiçbir kudret, zorla bu düzen ve kurallardan birisine uymak konusundaki varlığın bağımsız seçme hakkını onun elinden alamaz.” (*)
Dr. Bedri Ruhselman Batı’da yeşermiş olan klasik spiritüalizmi ele alıp geliştirmiş ve insanlık ufkunu sonsuzluğa yönelterek Yeni Ruhçuluk anlayışını doktriner tarzda insanlığa sunmuştur. Yeni Ruhçuluğun belli başlı ilkeleri şunlardır:
1- Bütün yaratılmış olanları var eden, yaratan Allah’tır. Yaradan, her dilde başka isimle anılmış ve herkesin görecelik anlayışına göre kimlik almıştır.
2- Allah’ın vücut verdiği yaratıklar bizim idrak alanımıza girmeyecek bir sonsuzluk içinde yayılıp giderler ve bu sebeple onlar bizim için ezeli ve ebedidirler.
3- Allah’a hiçbir kimlik yakıştırılamaz çünkü O, Mutlak’tır. Yaratıklar ise görecelidir. “Mutlak” sözcüğünden çıkardığımız anlam; hiçbir şeyle, hiçbir şekilde karşılaştırılması söz konusu olmayandır.
Bu nedenle Yeni Ruhçu bir görüşle; Allah hakkında, büyüklük, küçüklük, iyilik, fenalık, bilicilik, bilmeyicilik gibi her zaman zıtlarıyla karşılaştırılan eksik sıfatların hiçbirinin söz konusu olmayacağına inanmış bulunuyoruz. Bizim O’nu anlamaktaki bu güçsüzlüğümüz O’nun mutlak değerini ne büyütür, ne de küçültür. Bundan da bize ne bir mükafat ne de bir ceza gelir.
4- Yaratılış, bizim düşünme ve duygulanma yeteneğimizin dışında kalır. “Yoktan var olmak” sözü, bizim hiçbir zaman anlayamayacağımız anlamları içerir. Biz, yokluğu hiçbir zaman idrak edemeyiz ki, ondan var olma halini düşünüp, duyabilelim!
5- Demek ki, “Allah bizce söz konusu olmayacak şekilde ruhları yaratmıştır, onlara vücut vermiştir,” gibi çok eksik ve kusurlu bir ifadeden başka herhangi bir söz söyleyemeyiz.
6- Ruh, tesirlilik gücüne sahip şuurlu bir varlık olmakla beraber; onda toplanmış olan bütün nitelikler bizim bildiklerimiz ve anlayabildiklerimizle sınırlı değildir. Ruhun becerileri, madde evrenindeki maddesel bağları oranında kararmış ve gözden kaybolmuş durumdadır.
7- Ruhlar madde evreninde tekamül ettikçe yani görgü ve deneyimleriyle madde üzerindeki tesirlilik kudretlerini kullanabilme imkanlarını genişlettikçe, kendilerinde saklı bulunan yüksek beceriler de yavaş yavaş artan bir şekilde gelişme ortamı bulur ve onlar da o oranda maddesel tutsaklıktan kurtulurlar.
8- Ruhların tekamülü zorunludur çünkü onların maddelere bağlanmalarının amacı, kendilerinde saklı bulunan, maddelerle ilgili bütün becerilerinin yavaş yavaş ve yükselen bir şekilde gelişmesiyle tesirlilik kudretlerini maddesel evrende de özgür olarak gösterecek bir duruma gelmektir.
9- Tekamül, ruhların ancak maddesel evrenle olan ilişkileri bakımından söz konusudur. Daha doğrusu tekamül, doğa kanunları gereğince ebedi olması gereken ruh ile madde arasındaki ilişkilerin, yine doğa yasalarına her noktada uygun bir durumda gelişmiş olmasıdır. Bu nedenle biz madde evreniyle olan ilişkileri dışında ruhun hiçbir varlığını, hiçbir etkinliğini nasıl idrak edemiyorsak, onun ebedi sonundan da söz edemeyiz. Bu nedenle, onun maddesel evren dışındaki tekamülü de bizce söz konusu olamaz. O halde ruhların tekamülü demek, onların maddelerle olan ilişkilerinin tekamülü demektir.
10- Demek ruhlar görgü ve deneyimlerini artırmak için maddesel evrene zorunlu olarak bağlanırlar. Bu durumu zorunlu kılan İlahi Yasalardır, daha doğrusu bu yasaların gereklerine susamış ruhun kendi oluş halidir. Bu durumda, ruhların maddelere bağlanması bir neden değil, sonuçtur ve bu sonuç ruhları tekamül amacına ulaştırıcı bir araçtır. İşte Yeni Ruhçuluk düşüncesi; klasik deneysel ruhçuluk izleyicilerinin birçoğundan, birçok skolastik felsefe düşüncesi sahiplerinden ve özellikle eski Hindistan’dan, Budizmden kaynağını alan birçok dinsel ve felsefi anlayışlardan bu şekilde ayrılır.
11- Yaratıkların göreceli oluşu ve meydana gelmiş olması, onların yönetilmesinin zorunlu olduğu sonucunu verir. Yönetim bir düzene bağlıdır. Düzen de birtakım yasalarla disiplin altına alınmıştır. Yasasız düzen ve düzensiz yönetim olmaz.
Yaratıkların düzeni, doğa yasaları adıyla anmaya alıştığımız İlahi Yasalar’la sağlanır. Bu yasaların belirledikleri düzen görecelidir. Bu durum onların, göreceli değerde olan şuurlu etkileyiciler tarafından uygulanma alanlarına çıkarılmasını gerektirir çünkü kesinlikle hiçbir göreceli varlığın Mutlak’la karşılaştırılamayacağı bilinir.
Evren, İlahi Yasalar içinde ruhlar tarafından yönetilir ve ruhların da bu işi başarabilecek durumlara gelmeye çaba göstermesi, bu halin doğurduğu zorunluluklardan biri olur. Demek ki ruhlar, tekamül dereceleri oranında evreni yönetecek durumlara gelirler. Öte yandan, evreni yönetmenin sonu olmadığı gibi ruhların tekamüllerinin de sonu yoktur.
12- Yeni Ruhçuluk anlayışına göre bu sonsuzluk birtakım mistik ve dogmatik kaynakların inandığı gibi bizi, ruhların bir gün Allah olacakları ya da herhangi bir şekilde Allah ile ilişkide bulunabilecekleri düşüncesine hiçbir zaman götürmez.
13- Ruhun tekamülü madde evreniyle olan ilişkisinin gelişmesine ait olunca, bu ilişkilerin ebediyet içinde kesilmemesi gerekecektir çünkü bu ilişkileri tamamlamış olmak, İlahi Yasaları tam olarak uygulayabilir bir duruma gelmek demektir.
14- Ruhların madde evreni içindeki tekamülleri için ruhlar, maddelerin en ilkel hallerinden en gelişmiş hallerine kadar sıralanmış bütün alemlerinde kendi ihtiyaçlarına göre bir süre yaşarlar. Böylece onlar her maddesel durumda, her maddesel aşamada ve her maddesel gereklilikte yoğurularak, yuvarlanarak görgü ve deneyimlerini artırmak imkanını bulurlar.
15- Üç buutlu alemimiz, sonsuz madde evrenimizin oldukça geri bir aşamasıdır. Böyle olmakla beraber, bu ilkel aşama bile bize, bir ebediyet kadar uzun görünen zaman içindeki sonsuz maddesel oluş imkanlarını sunar.
Bu alemde birçok dünyalar vardır ve her bir dünya, henüz o dünyada görgü ve deneyimini tamamlamamış bir ruh için bir dev kadar büyüktür.
16- Üç buutlu alemin dünyaları aynı doğal şartlara bağlı değildir. Bunlar birbirinden çok farklı değişikliklerle ayrılırlar.
17- Her grupta tekamül eden ruhlar, o gruptaki dünyaların gereklerine ve zorunluluklarına uygun, aynı amaca yönelik farklı bir tekamül yolu izlerler. Bir ruhun üç boyutlu evrendeki tekamülünü tamamlayabilmesi için bütün bu dünya gruplarındaki tekamül yollarından geçmesi şart değildir.
18- Evrende her yer iskan edilmiştir. Her yerde, o yerin gereklerine, oluş şartlarına ve doğal yasalarına uygun şekilde tekamül eden ruhlar vardır. Maddesel evrende, maddesel zerreden arınmış boş bir yer yoktur. Ruhların etkilerinden uzak bir tek zerre de yoktur.
19- Gruplanmış olan bütün bu sayısız tekamül aşamasını çeşitli alemlerde tamamladıktan sonra ruhlar, üç buutlu alemde işlerini bitirmiş ve oralardaki maddesel olaylara egemen bir duruma gelmiş olurlar. Bu andan başlayarak, ayrı ayrı yollardan gelen ruhlar sembolik bir ifadeyle dört buutlu dediğimiz daha yüksek ve esaslı değişimler geçirmiş maddesel sıralamadaki bir aleme girerler. Bu alemde yine sonsuz olan ayrı ayrı tekamül imkanları içindeki iradeleriyle ve ihtiyaçlarına göre, belki tekrar ayrılacak olan yollarına devam etmek üzere birleşirler.
20- Dünyamızın içinde bulunduğu tekamül grubu öteki dünyalar arasındaki oldukça geri bir aşamayı oluşturur.
21- Tekrardoğuş sürecinde izlenen amaç; ruhların dünyadaki herhangi bir madde oluşumuna ait gereklerde fiilen yaşadıktan sonra, daha yüksek düzendeki madde gereklerinde de yaşamaya kendilerini hazırlamalarıdır.
22- Bu durumda, bazı klasik düşünce sahiplerinin kabul ettikleri tenasüh fikri, klasik Deneysel Ruhçuluk anlayışında olduğu gibi, Yeni Ruhçuluğun anlayışına göre de kabule uygun değildir.
23- Bir hayatta, şuurlu ya da şuursuz her ruh varlığının yapmakla yükümlü olduğu, kendi ihtiyaçlarına göre belirlenmiş birtakım işleri vardır. Burada varlıkların şuurlu ya da şuursuz olması, bu işlerin değerini, gerekliliğini ve sonuçlarını ne azaltır, ne çoğaltır, ne de ortadan kaldırır. Bütün varlıklar Nedensellik Yasası içinde birbiriyle ilintili hayat şartlarına bağlı olarak dünyaya tekrar tekrar gelip giderek yükselirler.
24- Nedensellik Yasası’nı tanımış olan ruh, tekamül yolundaki adımlarını daha önceki aşamalarda olduğundan daha çok hızlandırır. Bu döneme girdikten sonra, ruhun öteki gizli becerileri daha hızlı olarak ve daha güvenle gelişmeye başlar çünkü Nedensellik Yasası’nı anlamış ve kabul etmiş olan ruh, doğa yasalarına ayak uydurmak için daha büyük çabalar harcar. Bu çabalar onun, İlahi Yasalar’ın uygulanmasıyla vazifeli varlıklar sırasına geçmek yolundaki yürüyüşünü hızlandırır. Bu da, İlahi Yasalar’ın gereğidir.
Demek ki insan, Nedensellik Yasası’nın anlamını ne kadar iyi kavrayabilmiş ve onun gereklerini ne kadar yerinde uygulayabilecek bir duruma gelmiş ise, o kadar yüksek düzeyli bir insan halini alır, o kadar güçlü bir varlık olur ve sonunda ebedi yükselişindeki adımlarını çok hızlandırmış ve kolaylaştırmış olur.
25- İnsanın bir hayatta deneyimlerini başarıyla tamamlayabilmesi; “bütün fiil ve hareketlerini doğa yasalarına uydurmuş olmak” formülü ile gösterilebilir.
26- Doğa Yasalarına uyup uymamanın ölçüsü vicdandır. Herhangi bir fiil ve hareket karşısında vicdanımızda duyduğumuz en hafif bir burkulmadan, en acı ve keskin sızılara kadar olan her duygu bize, doğa yasalarından ayrılmak girişiminde bulunduğumuzu hatırlatır.
27- Dünyadaki deneyden amaç, maddelerden tiksinmek ve olaylardan kaçarak, yalıtılmış hayata girmek değildir. Bunun aksine, maddeleri amaç olarak kabul edip onların geçici olaylarına tapmak da değildir. Hem birinci, hem de ikinci yollar aynı derecede sakattır. Bunlar, dünyaya gelmekteki amaçları incitir ve başarısızlık etkenlerini hazırlar.
Dünyalardaki maddeler tekamülün araçlarıdır. Bu bakımdan, onlara bağlanmak ve onların doğurduğu olaylardan kendimizi uzaklaştırmamak zorundayız.
Fakat maddeler tekamülün amacı değildir. Bu da onlara, ancak belirli amaçlar uğrunda ve o amaçların gerçekleşmesi için bağlanmamız gerektiğini gösterir. Bu amaçlar gerçekleşince, maddelere olan bağlılıklar hemen kendi kendine çözülür ve çözülmelidir. İşte bu gerçeği duyarak anlayabildiğimiz oranda, yükseldiğimizi idrak etmiş oluruz.
28- Doğru yolu bulmak, iyi insan olmak, tecrübelerimizi dünyada başarıyla bitirmek; özetle, tekamül etmek için hiçbir ahlak hocasına gerek yoktur.
Bir ruh hakkında hoşgörülebilir olan az çok kötü bir hareket, diğer bir ruh hakkında en ağır sorumlulukları düşündürebilir. Bunu da dışarıdan kimse belirleyemez. Herhangi bir ruhun ihtiyacı karşısında verilen öğütler, başka bir ruhun ihtiyaçlarına yeterli olmaz ve ona yarar sağlamaz. İnsanın ahlak hocası dışında değil, kendi içindedir.
O ne büyük bir saadettir ve ne büyük bir kazançtır ki, her insanın rehberi ve kurtarıcısı kendisinden asla ayrılmayan ve ebediyet içinde kendisine eşlik eden en yakın ve en emin bir yerdedir yani kendisindedir.” (*)

Kudretli vazife şuuruna ve bilgisine sahip Bedri Ruhselman’ın Anadolu toprakları üzerinde yaktığı bilgi meşalesinin ışığı her geçen gün yayılmaktadır.
Uygarlığın en eski beşiği olan Anadolu!..  Görünmeyen ellerin fışkırttığı enerjiyi toplayıp dağıtan Anadolu!.. 21. yüzyılda da Doğu ile Batının uygarlık ilkelerini dağıtma vazifesini yüklenen kaynak!.. Senin kat kat bilgi dolu toprakların var. Hiçbir fani güç, seni evrensel bilgilendirme vazifenden alıkoyamaz.
Bütün insanlık her türlü çalkantı ve sarsıntısıyla yeni bir çağa geçmenin hazırlığı içindedir. Çağımız insanlığı ruhsal seviyesi bakımından hızlı bir ilerlemeye tabi tutulmuştur; ancak bunu belirleyecek temel bilgisi eksiktir ve yaptığı yorumlar yetmemektedir. İnsanların, kendileri ve dış dünya hakkında sordukları sorulara, her seviyeyi tatmin edecek şekilde cevap verebilecek yeni bir bilgiye ihtiyaç vardır. Bu nedenle Yeni Çağ, “Birleştirici Bilgi Çağı” olacaktır.

İnsanlığa eskiyle karşılaştırılması mümkün olamayan yeni bilgi lazımdır. İşte, insanın sadece kendisinden ve yakınlarından değil, herkesten, her şeyden ve dünyadan da sorumlu olduğunu idrak etmesini sağlayacak evrensel bir bilginin, bu geleceğin her şeyi birleştiren bilgisinin, herkes tarafından bilinir hale geleceği zaman beklenmektedir.
İnsanlar, Evrensel İlkeler’den çok azına sahip oldukları için, kişisel anlayışlarının yegane hakikat olduğunu zannetmekte ve bu nedenle bir türlü aralarında anlaşamamaktadırlar. Dünya barışının kurulmasını engelleyen bu kargaşa, Birleştirici Bilgi’nin ortaya çıkışı ile son bulacaktır.
Ve son olarak şunu belirtmek istiyoruz ki, insanımızın varlığının derinliklerinde geliştirdiği “birleştiricilik şuuru”, inançtan doğan bir kardeşlikten değil, varlığının derinliklerinden doğan “insanlık kardeşliğini” bilgiyle öğretecek şekilde yetiştirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Ve bu “birleştiricilik” misyonunun engellenmesi ya da önüne geçilmesi mümkün değildir. Ne olacaksa iyi olacaktır.(*) Ruh ve Kainat, Bedri Ruhselman.

Subscription
E-Posta Kayıt:



Kitaplar